8 Eylül 2019 Pazar

Ağustos Yazısı 🎬


Merhabalaar, gecikmiş bir ağustos yazısıyla karşınızdayım :) Temmuz yazısının da hemen üstüne gelmesi beni biraz üzdü çünkü başka hiç yazı yazamamışım demek bu :/ Hiç bloga ayıracak vaktim olmadı gerçekten ağustosta, umarım bu yazıyla bu açığı kapatırız ;) 


Neredeyse izlediğim tüm yapımları çok sevdiğim başka bir ay daha oldu mu gerçekten  hatırlamıyorum. Bu yüzden bu yazıyı mutlaka yazmalıyım dedim, hadi o zaman başlayalım :)


Temmuzda kitabını okuduğumuz bir sürü uyarlaması olan uğultulu tepelerin hangisini izleyeceğim konusunda baya kararsız kalmıştım başta. Sonra Laurence Olivier'ın Heatcliff olarak oynadığı 1939 yapımı karşıma çıkıverdi. Laurence Olivier hayalimdeki Heatcliff karakterine o kadar çok yakındı ki aynı zamanda olumlu yorumları görünce bu uyarlamayı izlemeye karar verdim. Catherine karakterini daha farklı hayal etmiştim gerçi ama Heatcliff daha önemli bana göre :D filmi birkaç önemli yeri değiştirmeleri dışında çok sevdim. Siyah beyaz olması ayrı bir hava katmış, kitabını okuyanlara rahatlıkla tavsiye ederim. Okumayanlara da önce kitabı okumalarını şiddetle tavsiye ederim, çünkü çok çok güzel bir kitap :) 


Adını çok duymama rağmen tv'de karşıma çıkana kadar -nedense, sanırım kızlarını güreşe hazırlayan baba konusu hoşuma gitmemişti- izlemediğim bir Hint filmi, Aamir Khan filmi. İyi ki karşıma çıkmış, iyi ki izlemişim bu filmi aşırı sevdim. Anlatılmaz izlenir yani,  sonunda verdiği mesajla 3 aptaldan bile daha çok sevdim neredeyse. İzleyin :)


Geok'tan ❤ sevgili Berfin'in şu yazısındaki gotik mi gotik listeden iki film izledim bu ay. Biri Guillermo Del Toro'nun Kızıl Tepe'si... İlk izledikten sonra başta kurgusunu çok basit bulmuştum ama sonradan sonraya bu filmi de çok sevdim. Hayaletler başta komik gibi gelse de sonradan çok ürkütücü olmaya başlıyor. Ve o atmosfer, dehşet bir şey... Kızıl Tepede'ki ev o kadar ürkütücü ki, tam içinde yalnız yaşayıp yazı yazmalık. Tabii yazı bitince ayrılacaksın oradan :D orada yalnız yaşanmaaaz! Gotik atmosferli, ürkütücü Guillermo Del Toro efsanesini kaçırmayın derim :)


Listeden izlediğim, uzun zamandır benim de listemde olan diğer film Makas eller. Tam bir Tim Burton gotik klasiği...  Hatta biraz abartıp bu filmi bu ay içinde iki kez izlediğimi de söyleyeyim, ilk başta kendim izlemiştim daha sonra arkadaşım ve ailesiyle birlikte izledik ve onlar da çok beğendi. Edward Scissorhands karakteri o kadar tatlı ki, aşık olabilirsiniz :) Ve içinde yaşadığı o şatosu muazzam... Bu arada yapım yılına izledikten sonra bakıp benim gibi şok geçirmeyin :D 1990 yapımı bu film, o zamanda bunu nasıl çekmişler derseniz izlerken sonra gelip yorum yapmayı da unutmayın ;)


Ayın korku türüne ait filmi, nefesini tut oldu. Bir öneri üzerine izlemiştim ama çok da sevmedim açıkçası. Klişelerle dolu gibi geldi bana, yine de bilmiyorum seveni çok. Belki siz de seversiniz. Korku seviyorsanız bir şans verebilirsiniz. Kör bir adamın evine girip hırsızlık yaparak yakalanmadan kurtulabileceklerini düşünen bir grup genci konu alıyor. 


İşte bana böyle filmlerle gelin! Oriol Paulo en sevdiğim yönetmenlerden -belki de en sevdiğim- olduğu için bu filmini uzun zamandır takipteydim zaten, en son baktığımda yapım aşamasındaydı. Geçenlerde bir ara aklıma geldi bir daha bakayım dedim, internete düşmüş! Nasıl sevindim ama aynı zamanda üzüldüm, vizyona girmesini çok isterdim çünkü :/ neden girmiyor vizyona neden :/ Neyse biraz filmden bahsedelim; 'Durenta la tormenta' orijinal ismi ingilizceye 'mirage', türkçeye 'fırtına anı' olarak çevrilmiş. Tam olarak beklentilerimi karşıladı diyebilirim, harikaydı. Zaten Oriol Paulo'dan başka ne beklenir ki... Eğer Oriol Paulo filmlerinden birini bile izlediyseniz bu filmi hemen açarsınız, izlemediyseniz çok şey kaybediyorsunuz demektir. Hemen açın bir tanesini izleyin, ben Julia'nın gözleriyle başlamıştım eskiden. Sonra ceset, contretiempo diye gidiyor. Siz hangisinden başlayayım diye sorarsanız, ceset derim... 💀

Gelelim okumalara, normalde ayda bir kitap okuyabildiğim için çok fazla bir şey beklemiyorsunuzdur umarım 😂


Okudum diye yazmışım aslında okuyorum olacak :) Bitirmedim henüz, üçüncü kısımdayım. Zaten başından başlayıp düzgün bir okuma değil benimkisi. Maddelere gelene kadar biraz atladığım yerler oldu. Bilgisayarıma ve telefonuma indirmiştim pdf'ini oradan okuyorum ara ara boş kaldıkça. 'Savaş sanatı aslında barışın kitabıdır.' sloganı çok güzel değil mi? Sadece politikacılar, ordular için değil, günümüzde çoğu iş adamının hatta normal bir kişinin bile kullanabileceği bir kitap savaş sanatı. Hatta ve hatta bu kitabı ben ufak tefek cinayetler dizim sayesinde keşfetmiştim zaten 😍  Orada mesela kadınlar arasındaki savaş için kullanılmıştı. İçinde çok ince taktikler var. Bitirince yine yorum yaparım, şimdilik bu kadar :)


Gotik edebiyat kulübümüzün bu ayki kitabı Notre Dame'ın Kamburu'ydu. Uğultulu tepeler'in diline biraz ağır mı demiştim ben ? Sözümü geri alıyorum. Uğultulu tepeler bunun yanında çok hafif bir kitap. İsterseniz instagram için yazdığım, goodreads'te de paylaştığım yorumumu koyuyum kısaca buraya:

"Oldukça trajik, mekan odaklı tarihi bir kurgu: Dönemin Paris’i ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi... Okurken yoğun tasvirler sizi biraz yorabilir ama yarısına kadar sabırla okursanız devamı sürükleyici bir şekilde gelecektir. Victor Hugo bu eseriyle gerçekten döneminin üstü bir yazar olduğunu kanıtlamış. Benim için biraz zor bir okuma olsa da geok kapsamında okuduğum için mutluyum, ilk defa bu tarz bir kitap okumuş oldum böylece. Çocukluğumda izlediğim disney uyarlamasından hatırımda kalanlar bazı şeyleri daha farklı hayal etmeme sebep olsa da Notre-Dame’ın kamburu olayları gerçekmişçesine aktarımıyla beni çok etkiledi." 



Veee sürprizi sona sakladım :D Yine Berfin atmıştı gruba, onun sayesinde izledim bu harika müzikali de. Hatta bu müzikali kitaptan daha çok sevdim. (Victor Hugo'yu çok seviyorum o ayrı) Bu arada müzikaldeki şarkıyı da bu sıralar çok sık dinliyorum. Dinlemediğim zamanlarda da kafamda çalıyor :) Şarkıyı 'Notre Dame de Paris-belle' adıyla yandaki 'dinliyorum' listeme ekledim. Oradan üzerine tıklayarak dinleyebilirsiniz :)


Eylül geldi sonra... Eylül'de Lovecraft okuyacağız, çok heyecanlıyım şimdiden bakalım neler olacak... Umarım Eylül ayı hepimiz için daha güzel bir ay olur, görüşmek üzere :) <3

3 Ağustos 2019 Cumartesi

Temmuz Yazısı...


Merhabalar, stajım olduğu için çok yoğun geçen Temmuz’da çok fazla bir şey yapamadım. Ama bu blog okumadığım anlamına gelmiyor. Ofiste boş kaldıkça bol bol blogları dolaşıyorum ama ne yazık ki yorum yapamıyorum. Telefonum Google profilimi algılamıyor, böyle bir şey yaşayan varsa nasıl düzeltebilirim konusunda beni bir aydınlatırsa çok iyi olur :) özledim telefonumdan yorum yapmayı ayrıca stajdan yorgun geldiğim için bilgisayarı da hiç açamıyorum yemek yiyip hazırlanıp hemen uyuyorum diyebilirim çünkü sabah beş buçukta kalkıyorum :/ Yine de temmuz sıcaklar dışında güzel bir aydı benim için... Bakalım ne(ler) yapmışım :)


Bu listeden;
Tolkien film yorumum için buraya tıklayın
Uğultulu tepeler kitap yorumum için buraya tıklayın.


Oxford Cinayetleri’nden nasibimi alamamış olacağım ki yine matematikle ilişkilendirilmiş bir İspanyol filmine şans verdim. Not defterime de adını yanlış yazmışım, Fermat’ın Odası olacak. İspanyol geriliminin aşığı biri olarak bu filmi sevemedim. Yani başlangıçta beklenti büyük olunca sonda hayal kırıklığına uğradım ama Oxford Cinayetleri kadar kötü değildi bunu belirtmeliyim. İspanyol’lar lütfen filmleri matematikle ilişkilendirmekten vazgeçin, tamam çok havalı ama diğer filmleriniz daha kaliteli bak :) Sanki bu yazıyı görüp çok umurlarında olacak gibi konuştum ama neyse artık... Beklentiyi yüksek tutmadan izleyebilirsiniz...


Tv’de denk gelen çıtır çerezlik bir film sonsuz aşk. Bu kötü demek değil kesinlikle genelde  tv’de karşıma çıkanlara çıtır çerezlik diyorum :D Hatta bu filmi Fahriye Evcen’in izlediğim diğer filmlerine (Evim sensin, Aşk sana benzer) nazaran bir tık daha kaliteli bulduğumu söylemeliyim. Evet klişe senaryo ama oyuncular karakterlerine fazlasıyla bürünmüşlerdi ve güzel mesajlar içeriyordu. Murat Yıldırım’dan bahsetmemek olmaz tabii, normalde düşünsem  ikisini partner olarak pek bağdaştıramam ama filmde hiç gözüme batmadı bu durum. Romantik sevenler tercih edebilirler :) 


En sevdiğimi sona bıraktım :) Zor hedef fare... İki kardeşin babalarından kalan eski bir eve gitmesini ve burada karşılarına çıkan fareyi yakalamaya çalışmalarını anlatıyor. Oldukça komik, eğlenceli bir macera... Kardeşler biraz beceriksiz, faremiz de Tom ve Jerry’deki Jerry gibi çok zeki. Hatta bir sahne Tom ve Jerry’deki sahnenin aynısıydı, izlerken fark ettim daha sonra araştırınca da karşıma çıktı. Bu filmi yazan kişi küçükken izlediği çizgi filmlerden etkilendiğini söylemiş ;) Biri kesin Tom ve Jerry de diğeri veya diğerleri neler bilmiyorum :D Bu filmi herkese tavsiye ediyorum...


Gotik edebiyat kulübünün kattığı en güzel şeylerden biri de güzel arkadaşlıklar kurmak kesinlikle, bu şarkıyı geok sayesinde tanıdığım okuyan muggle blogunun sahibesi Gözde'nin önerisiyle keşfettim. Uğultulu tepeleri okurken bunu dinliyorum diye gruba atmıştı sonra ben de okurken dinlemeye başladım, çok sevdim. Artık her dinlediğimde uğultulu tepeleri hatırlatacak bana :) 


fear the walking dead sayesinde keşfettiğim bir grup oldu Autolux, bu şarkılarını da son zamanlarda sık sık dinliyorum :)


Yine ftwd'de çalan güzel bir şarkı... Ftwd neredeyse olmayan introsu dışında beni hiç şaşırtmadı müzikler anlamında yani :) Yalnız şarkının sonunda adam deliriyor, baştan uyarayım 😂

Şimdilik bu kadar, sizin temmuz ayınız nasıl geçti? Yorumlara bekliyorum. Görüşmek üzere :)


29 Temmuz 2019 Pazartesi

Viktoryen Dönemin Karanlık Rüzgarı: Uğultulu Tepeler


Bu uğultulu tepeleri ikinci okuyuşumdu ve açıkçası geok olmasaydı ikinci kez okumazdım ama iyi ki de okumuşum çünkü ilk okuduğumda bu kadar çok sevmemiştim. Hatta bu okuyuşumla uğultulu tepeler favori klasiklerim arasında yerini aldı çünkü bu kez ara sıra benim de düşündüğüm bir mesaj içerdiğini fark ettim o da şuydu: Kendini daha kötü bir durumda hayal et, şimdiki halinde üzüldüğün şeylere üzülemezsin. Ya da tam tersi: Bulunduğun durumdakinden daha iyi durumda olanların ne kadar saçma şeylere üzüldüğünü görebilirsin. 

Yazarın dilini bir tık ağır bulduğumu da itiraf etmeliyim. Bir de üstüne benim basımdaki çeviri hataları eklenince biraz da zor okudum. Kitabın başındaki soy ağacı da beni benden aldı. Açıklayıcı olacağı yerde kafa karıştırıcıydı. Allah’tan ilk okumamdan, herkesin kim olduğunu daha sonra iyice anlayacağımı biliyordum ve oraya bu kez çok takılmadım. 

Geok’ta  Jane Eyre ile karşılaştırmalar yapıldı. Üzgünüm ve utanarak söylüyorum ki ben bu tartışmalara katılamadım çünkü Jane Eyre’ı okumadım -okumak isterim- ama okusaydım da yine de uğultulu tepeleri gönlümdeki tahtından edemezdi diye düşünüyorum. 

Uğultulu tepeler bana göre tam kışın elinde kahve battaniyenin altında okumalık bir kitap. Hatta daha önce de aralık ayında okunması için önerdiğimi hatırlıyorum. Ama temmuz ayında da çok güzel gitti kesinlikle :) Size de mutlaka tavsiye ederim... Hatta daha önce okuduysanız bile yeniden okuyun, bu sefer öncesinde hiç fark etmediğiniz dersler çıkaracaksınız eminim ;)  keyifli okumalar şimdiden...

Bundan sonraki yorumum spoiler içerecek, lütfen kitabı okumadan okumayın!!! :)

************
Evet Uğultulu tepeler; acının, öfkenin, kinin, intikamın hikayesi... Daha doğrusu ön sözünde yazıldığı gibi ‘acı bir intikamın hikayesi’ ama aynı zamanda  hırsın, öfkenin ve tüm kötü duyguların insanın kendine misliyle geri döneceğinin bir kanıtıydı bence. İntikamını almış olsan bile tatmin olamamanın en güzel örneğiydi. Ve iyi bir kalbe sahip olanların mutlaka aydınlığa kavuşacakları düşüncesini hissettim sonunda... Affetmenin, iyi yürekli olmanın insanın mutluluğunda ne büyük rol oynadığını gördüm. 

Kitapta gotik unsur olarak hayaletlerin adı geçiyor ama çok ileri boyutta değil. Ben o havayı daha çok kasvetli ortam betimlemelerinde ve karakterler üzerinde hissettim diyebilirim. Okurken karakterler hakkındaki hisleriniz sürekli değişiyor, bir sayfada çok sevdiğiniz bir karakterden öbür sayfada nefret edebiliyorsunuz ve kimsenin rolü net değil. Örneğin dışlanmış ve güçsüz karakter rolü başta Heatcliff’e ait iken, Heatcliff’in gidip geri gelmesiyle İsabella’ya daha sonra da Linton ve Heraton’a geçiyor. Bu karakterler -özellikle Heatcliff ve İsabella- kendi dışlanmışlıklarıyla gotik ruhu öyle güzel aktarıyorlar ki, kitabı okurken ürpermeme gerek kalmadı. Aynı zamanda tepelerin neredeyse her zaman soğuk ve sisli olan atmosferi  beni büyüledi.

Genelde herkesin neredeyse tüm karakterlerden nefret ettiği kitapta benim sevdiğim karakterler olması da bana çok tuhaf geldi gerçi benim de tam anlamıyla sevdiğim söylenemez ama kendime yakın hissettiğim karakterler; Catherine Earnshaw, Bay Lockwood ve sonlara doğru Edgar’dı :)

*************

“Kapkara bir insan olsan bile temiz kalp, güzel bir yüz kazanmanı sağlar. Kötü bir kalp ise en güzel yüzü bile çirkin yapar.” 

“Yalnız ihanet ile şiddet iki ucu sivri mızraklara benzer, kullananları düşmanlarından beter yaralarlar.”

"Panjurları ardına kadar açılmış bir pencerenin önünde yan yana oturuyorlardı. Pencereden bahçedeki ağaçlarla vahşi yeşil koruluğun ötesinde Gimmerton vadisi görünüyordu. Vadiyi uzun bir sis tabakası kaplamıştı. Kiliseyi geçer geçmez, bataklıktan doğru gelen küçük dere, vadinin yanından akan bir ırmakla birleşir, bu yüzden de oradan sis tabakası hiç eksik olmaz. Uğultulu tepeler, bu gümüş buharın üzerinde yükseliyordu..."

"Her şey yok olup yalnız o kalsa, benim varlığım yine devam ederdi; her şey yerinde kalıp da o ortadan kaybolsa, dünya bana büsbütün yabancı olurdu."

12 Temmuz 2019 Cuma

Biraz farklı, biraz sanatsal, biraz romantik: Tolkien

"Bu bir yoldaşlık hikayesi..."

Tür :Biyografi, dram Yönetmen: Dome Karukoski Yapım: 2019 A.B.D.   

Herkese merhaba başlıkta da belirttiğim gibi her şeyden biraz barındıran Tolkien'in vizyon önerisi ile karşınızdayım :) aslında bu filmi sinemada izlemek için yalnızca J.R.R Tolkien'i bilen, hayatını merak eden ya da yüzüklerin efendisi'nin hayranlarına önerebilirim. Benim gibi sanatsal yapımları sevenlere de  bir nebze önerebilirim. Çünkü:

Ben iki arkadaşımla birlikte gittim, arkadaşlarımdan biri benim gibi Tolkien ile ilgili hiçbir şey bilmiyordu, diğeri yüzüklerin efendisi serisini çok seviyordu zaten bizi de bu filme o sürükledi. Tolkien hakkında hiçbir şey bilmeyen ikimiz ise biraz ne olduğunu anlayamadık. Hatta arkadaşım film arasında konu Tolkien'in hayatı mı diye sordu :D Şaka bir yana konu Tolkien'in hayatı cidden... Bir yazarın hayatı, yüzüklerin efendisi'nin yazarının hayatı. Yüzüklerin efendisi'ni çok küçükken izlemiştim hayal meyal hatırlıyorum ama o kadar işte :) Bu filmde ise yüzüklerin efendisi'ne birçok gönderme yapılmış, bu seriyi yazarken yazar nelerden esinlenmiş, yazarın hayal gücü ve bu seri ile ilgili daha birçok şeyi filmde görebilirsiniz...

Ama dediğim gibi yapımcılar her şeyden biraz katalım derken filmin süresi bitmiş ve bazı sahneleri kesmek zorunda kalmışlar gibi hissettim, bu beni biraz rahatsız etti yani o sahneye ne ara geçtik falan diyorsun izlerken. Bu sebeple J.R.R Tolkien'i netten aratınca mesleği hakkında daha çok bilgi sahibi oldum açıkçası:

"John Ronald Reuel Tolkien, İngiliz yazar, şair, filolog ve profesör unvanlı akademisyen. Uzmanlık alanı Anglo-Saxon Dili ve Edebiyatıdır. Hobbit, Yüzüklerin Efendisi ve Silmarillion gibi fantastik kurgu eserleriyle tanınır." 

Yine de filmi sevdim ben özellikle Gotça konuşulan bir yer vardı o kısmı çok sevdim ve sanata dair diğer kısımları da sevdim. Kısacası film benim için değişik bir yapımdı ve savaş sahnelerinden gündelik hayata geçişleri ile farklı bir havası vardı. Bu tarzı seviyorsanız bir şans verebilirsiniz, iyi seyirler şimdiden :)



8 Temmuz 2019 Pazartesi

The Walking Dead 10.Sezon Teoriler


Öyle hissediyorum ki bu yazı harika olacak çünkü dizinin izleyicilerinden tutun yapımcısından showrunner’ına kadar herkesin görüşleri olacak bu yazıda <3 tabii benim de... O zaman hemen teorilere geçelim ;)
***spoiler uyarısı*** (söz konusu teoriler olunca uyarı yapmama gerek var mı bilemedim ama aşağıda önemli resimler var, izlemeden görürseniz üzülürüm yani)

Rick ne zaman geri dönecek?


Yapımcılardan Scott Gimple geçtiğimiz yıl verdiği bir röportajında filmler hakkında şöyle demiş:

"Bu bir oyun ya da numara değil. Bu, The Walking Dead dizisinde Rick Grimes'ın sonu. Fakat bu kesinlikle Rick Grimes'ın hikayesinin sonu demek değil. Rick hikayesini filmlerde anlatmaya devam edeceğiz. Anlatacağımız çok fazla hikaye var. Bu filmler, büyük birer devrim olacaklar. Diziyle çalıştığımız her şeyin üstüne koyacağız. Perspektifimizi geniş tutacağız. İlk olarak Rick'in hikayesine devam edeceğiz. Daha fazlası da gelecek. The Walking Dead evreninin görülmemiş dünyalarını, geçmiş karakterlerini tanıtacağız. Elbette ki yeni karakterler de olacak. Umuyorum ki bu yeni karakterlerden bazıları hayranların favorisi olacak. Yeni bir sayfa açmak istiyoruz, farklı hikayeler anlatmak istiyoruz. Hepsi aynı evrenin ürünü fakat neredeyse 10 yıllık Walking Dead'in farklı yönlerini göstermek istiyoruz." *

Demek ki Rick bir daha dizide olmayacak, üç bölümlük filmlerde olacak sadece. Geçtiğimiz sezon 5. bölümde helikopterle Rick, Jadis ile birlikte götürüldü biliyorsunuz ki. Filmlerde bu helikopter olayı aynı zamanda 'A' ve 'B' olayı açığa çıkacaktır diye düşünüyorum. A ve B ne diye soracak olursak bununla ilgili birkaç teori var. Benim yakın olduğum teori ise yanlış hatırlamıyorsam Begeç world’ün bahsettiğiydi. A; güçlü, lider, savaşçı B de zayıf, hasta veya yaralı insanları temsil ediyor olabilir. Jadis’in seçtiği kişilere bakarak bunu söyleyebiliyoruz: Negan, Gabriel ve Rick. Başta Negan ve Rick A, Gabriel B gibi duruyor ama Jadis, Negan ve Gabriel için A, Rick için B demişti. Çünkü Rick’i bulduğunda ağır yaralıydı. Gabriel’de ‘bunu Rick’e söylemeliyiz’ diye ısrar edince ‘bunca zaman seni A sanmıştım’ gibi bir şey söyledi Gabriel’e çöpçü ablamız. Yani bu açıdan düşününce bu teori çok mantıklı geliyor... Bu arada Gabriel niye kimseye Jadis ve helikopterden bahsetmiyor anlamış değilim ve bu yüzden sinir oldum ona. Belki Micchonne bu sayede Rick'in ölmediğini düşünecekti  :/

Biliyorsunuz intro’lar da bizim için çok önemli. Kurtarıcılarla savaşın biteceğini  9.sezon introdaki ağacın yeşile dönmesinden anlamıştık mesela. Hatta 9.sezon introsunu dikkatli incelersek Gregory’nin asılma sahnesine ait bir ipucu görebiliriz:


İsterseniz introyu tekrar izleyelim:



Burada helikopteri yine görebiliriz. Peki bu helikopter olayı nedir ve Rick nereye gitti? 


Bana kalırsa bu olayların hepsini başlatan bu helikopterlerdeki kişiler olabilir. Çünkü fear the walking dead'de bu olayların başlangıcı anlatılıyor ve orada da helikopterleri sıkça görüyoruz ve Rick'in gittiği yer de bu virüsün ya da aylakların olmadığı bir yer.  Yanlış hatırlamıyorsam Jadis Gabriel'e 'bütün bunlardan kurtulabiliriz' tarzı bir şey söylemişti ve Jadis neden bu kadar helikopterle gitmek istiyordu? Onlar için çalışıyor olması ve Gabriel'i ikna etmek için böyle konuşmuş olması da bir seçenek ama bana helikopterdeki kişilerin gittikleri yerde insanların ölünce zombiye dönüşmediği, böyle bir virüsün hiç olmadığı bir yer olduğu için gibi geliyor. Bu insanlar deney gibi bir şeyle uğraşıyor ve bu deney için bu aylaklar çıktı,  yani insanların böylesi bir kıyamet durumunda nasıl davranacağını görmek için. Fazla uçmuş da olabilirim (:

Bir başka teoride helikopterdekiler de bildiğimiz twd evrenindeki topluluklar gibi bir topluluk ama bu virüse çareler arayan ve bunun için -yine- deneyler yapan bir topluluk.  Örneğin Rick gibi yaralı veya hasta insanlar üzerinde virüsle ilgili ilaç denemeleri falan yapıyorlar. Negan gibi insanları ise kendileri gibi yetiştiriyorlar. Şu an bu teorinin az önceki 'A' ve 'B' teorisiyle uyuştuğunu fark ettim :)

Benimkine yakın olan bir teori; helikopter halkı, ABD hükumetinden son kalan kişiler. Ellerindeki imkanlar göz önünde bulundurulduğunda bu da çok mantıklı bir seçenek ...

Dizinin finalinde bence kesinlikle bu aylakların çıkışına, nedenine açıklık getirmeliler. Genellikle zombi filmlerinde buna açıklık getirmezler çünkü. Sadece onlara karşı savaşırlar ve sonunda kazanırlar ya da kaybederler. Bir sebep-sonuç ilişkisi ile zombi  anlayışına bir farklılık getirebilirler diye düşünüyorum. Zaten hep söylediğimiz şey twd bir zombi dizisi değil bunun için öncelikle bu evrendeki zombilerin, isimleri bile farklı olan zombilerin, 'aylakların' bir çıkış nedeninin olmasını istiyorum.

Ya da en azından bu virüse bir çare bulunmalı. Eugene ilk çıktığında böyle bir şeyden bahsettiğinde nasıl heyecanlanmıştık? Filmlerde de bunun üzerine gidilirse süper olur. 

Dizinin finaliyle ilgili beğendiğim bir teori de Sergen Aykuş'un şu videosunda geçiyor:  'Yalnız aylak teorisi'


Evet, bir çok sezon introsunda yer alan yalnız aylaktan bahsediyorum. Aylaklar genellikle sürü halinde gezerler, o yüzden bu aylak çok dikkat çekici... Teoriye göre, dizinin sonunda Rick'in sonu bu aylak gibi olacakmış. Arkasında büyük bir iz bırakan, tek başına amaçsızca gezinen bir aylak... Böyle bir son Rick için ve dizi için çok üzücü olmaz mı sizce de ama aynı zamanda güzel olur diye düşünüyorum. Üstelik bu teori de yine az önceki  Rick üzerinde deney yapan topluluk teorisiyle uyuşuyor. Rick kolay kolay aylak tarafından ısırılacak biri değil, ölümü de kolay olmadı gördüğümüz gibi. Bence o topluluğun uyguladığı şeyler yüzünden bu hale gelecek -eğer o teori üzerinden gidersek-. Özellikle de Rick son aylak olursa yani Rick tedavinin bulunması için kendini feda etmiş olursa ve tedavi onun sayesinde bulunursa efsane olur. Belki de bu 'yalnız aylak' yeryüzündeki 'son aylak' anlamına geliyordur kim bilir?

10.Sezonda Neler Olacak?



Ne kadar çok finalden bahsettim, dizi büyük ihtimalle filmlerle son bulacak ama 10.sezon filmlerden önceki son sezon mu emin değilim, bu konuda da araştırma yapmama rağmen bir bilgi bulamadım ya da henüz net değil. Bir de ekim'in kaçında geri dönecek tam olarak bu da henüz netlik kazanmadı sanırım. Fragman çıktığında daha net bilgilere sahip olabiliriz :)

Maggie geri dönecek mi?

Bu konuyla ilgili showrunner Angela Kang şöyle demiş: "Çok önemli bir yıldı. Rick'i yazmamız gerektiğini biliyordum." “Hikayenin yarısında olduğu gibi, en azından bir süre için Maggie'yi yazacağımızı öğrendim.”**

Ayrıca Lauren Cohan'ın halihazırda rol aldığı "Whiskey Cavalier" dizisinin reytingleri kötü olması sebebiyle yeni sezonunun iptal edildiğini gördüm youtube'da yapılan bir yorumda -ne kadar doğru bilmiyorum- ama Maggie'nin döneceğini hissediyorum. The walking dead 9. sezon 15 & 16. bölüm incelemesi adlı yazımda Daryl ve Maggie karakterlerini nasıl sevdiğimden bahsetmiştim. Rick gittikten sonra Daryl başrol oldu zaten onda bir sorunumuz yok ama Maggie dönmezse isyan ederim :D

Maggie yokken Hilltop'un lideri kim olacak ?

Yine İnsider sitesinden alıntı yapıyorum: "Hilltop liderinin rolü lanetli bir rol gibi görünüyor. Gregory, Jesus, Enid ve Tara artık hepsi öldü... " Ara sıra pinterest'te gezinirken de görüyorum evet böyle bir inanış var :


Umarım Maggie'ye bir şey olmaz... Peki o dönene kadar Hilltop'un lideri kim olacak ? "Finalden, görünen o ki Hilltop şimdilik Alexandria'ya benzer bir konsey kurmuş... Bertie, Kal ve Eduardo gibi  Hilltop topluluğunun bazı üyelerini birlikte görmek isteriz."** Bu da hoşuma giden bir görüş oldu. Hatta bu sitedeki çoğu görüşü çok beğendim, incelemek isterseniz sitenin adresini aşağı bırakıyorum :)

Radyodaki ses?

Önceki twd yazımda radyodaki sesin Georgie'ye ait olduğunu düşündüğümü belirtmiştim. Yalnız çizgi romana göre o ses commonwealth adlı topluluğa aitmiş ve eğer o ses dedikleri gibi commonwealth adlı yeni bir topluluğa aitse, bizimkilerin tam bir düzen oturttukları sırada yeni bir topluluk gelip, düzenlerini bozmaları olayından sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Çünkü bir süre sonra hep aynı şeyler oluyor gibi geliyor. Özellikle otobancıların geldiği yerde uyuz olmuştum. Angela Kang ise ses konusunda şöyle demiş: “Temel olarak“ Merhaba, merhaba, orada kimse var mı? ”Diyorlar. Ve biz bu noktada biraz çekingen davranıyoruz, dürüst olmak gerekirse. Bu, 10. sezonda ilerleyen hikayenin bir parçası haline geliyor. " ** Sonuç olarak Angela Kang'dan da hiçbir şey öğrenemiyoruz :D Neyse bu teori de burada dursun...

Fısıldayanlar, Negan ve Savaş

Pinterest'te ayrıca Negan'ı Alfa'nın boğazına bıçak saplamış halde görüyorum. Bu fan yapımı mı orjinal mi bilmiyorum aslında pek orjinal olduğunu düşünmüyorum. Öyle olsaydı bunu amc paylaşırdı herhalde - o da yayınlanmadan paylaşmazdı-... Ama kesinlikle Alfa'nın sonunu Negan'ın getireceğine inanıyorum. Tahminim şöyle: İlk sekiz bölüm fısıldayanlarla savaş sürecek, sekizinci bölümde Negan'ın alfa'yı öldürmesiyle galibiyet ilan edilecek. Tabii bu sırada da ağır kayıplar vereceğiz. Özellikle sekizinci bölümde çok önemli biri ölecektir çünkü şimdiye kadar ki sezon arası bölümlerde önemli birinin ölmediği bir bölüm hatırlamıyorum neredeyse. Daha sonraki sekiz hakkında ise çok bir tahminim yok belki yine commonwealth denen toplulukla savaş olabilir -adını bile sevemedim- ama dediğim gibi twd artık bunların dışına çıkmalı, yenilik getirmeli. Biz aynı da gitse 30 sezon izleriz ama böylelikle reytingleri de artacaktır diye düşünüyorum... Bir de Rick 5.bölümde gittiği için yine beşinci bölümde oldukça önemli birini kaybedebiliriz. Mesela Maggie olabilir mi ? ya da Maggie'yi sekizinci bölümde kaybedebiliriz -acı ama gerçek- :/

Şunu ek olarak bırakayım: (Sergen Aykuş'a çok teşekkürler bu güzel video için)



Aklıma gelmişken,  youtube'a geçmişken söyleyeyim, the walking dead hakkında en özlediğim şeylerden biri de bölümü izledikten sonra açıp Begeç World'ün incelemesini izlemek. Çok eğlenceli anlatıyor, bölümü izlerken ağlıyorum onu izlerken gülüyorum genelde böylece dengelenmiş oluyor :D tavsiye ederim :)

Bu arada ben çizgi romanı okumuyorum, çizgi romanla hareket eden teoriler var ama onlara da bakmıyorum, çünkü -birebir aynı gitmese de- önceden ne olacağını bilmek istemiyorum. Hatta bunun için sezon tanıtımları hariç fragman bile izlemiyorum. İlk defa izlerken görmek çok hoşuma gidiyor, böyle daha çok seviyorum yani. O yüzden eğer çizgi roman okuyorsanız veya onunla ilgili teorileri biliyorsanız lütfen yorumlarda spoiler vermeyin ;) Bunun dışında tüm teorileri ve twd hakkında her şeyi konuşabiliriz :) Bu arada yazının uzunluğunun kusuruna bakmayın :/ twd söz konusu olunca uzayacağını tahmin etmeliydim baştan, sonradan yazdıklarımı silmek istemedim. Umarım beğenmişsinizdir. Yorumlara bekliyorum, görüşmek üzere <3

Not: bu yazıyı yazma fikri veren ve beni oldukça motive eden Dert Anası Gülhan’a çok teşekkürler 😊

Kaynaklar:

Gidemedim... 9.sezondan en sevdiğim sahnelerle bitirmek istedim